yoga arıyosanız:

www.defnesumanyoga.com

Wednesday, January 5, 2011

TOKAT gibi ZITLAŞMA

Foto: Konstatine Sparis


İstanbul’a her gelişimde yüzüme tokat gibi çarpan bir şey var: 
İnsanların zıtlaşması. 
Nasıl kanıksanmış, nasıl da alışkanlık haline gelmiş aka kara ile cevap vermek! Günlük hayatın küçük küçük adımlarında, iki laf arasında, hatta hal hatır sormalarda zıtlaşmak sanki iletişimin tabiatı.

Tayland’dan döndüğümde, altı aylık bir aradan sonra –ki ilk defa Türkiye’den bu kadar uzun süre ayrı kalıyordum- ne olduğunu anlayamadığım ama tokat etkisini hemen hissettiğim bu zıtlaşma beni ağır bir bunalıma sürüklemişti. Sonraki yıllarda da her yurda dönüşümde aynı bunalıma düşmem, ayrı iken unuttuğum zıtlaşma alışkanlığının karşıma dikilivermesinden biraz da.

Daha pasaport kontrolünde huzursuzluk başlıyor. Çifte pasaport halini sanki suçmuş gibi hissettiren bir görevli, ardından bagaj arabasını serbest bıraktıracak bozuk paramın cebimde bulunmayışını yadırgayan bir diğeri...

Evde bir başka hikaye. Yüzün sarı, saçın beyaz, kaburgaların ortada. İşte makarna-ekmek yemezsen böyle olur. Bir de etsizlik. Herkes beslenme uzmanı. O saatte kalkacaksın, bu saatte yatacaksın? 

Ya hu bırakın halime.

Eskiden yurda döndüm diye bunalıma girdiğimde, halden anlayan  eş dost derdi ki, "takma kafana, onlar seni sevdiklerinden öyle diyorlar". Ben artık buna pek de inanmıyorum. Herkesin beni sevdiğinden bir şüphem yok ama ettikleri laflar o sevgiden değil, illet olduğum zıtlaşma alışkanlığından. Ve daha acıklısı biliyorum ki aslında bütün herkes iletişim kurmaya çalışıyor. Maalesef çoğunluğun alışık olduğu iletişim tarzı zıtlaşmak, polemiğe girmek, tartışma ortamı yaratmak ülkemizde. (Örnekler için hemen televizyonunuzu açabilirsiniz, ben daha cesaret edemedim.) 

Yanımda Yunanlı bir nişanlı gezdirince şimdi, insanların zıtlaşma üzerinden kurmaya çalıştıkları iletişimi daha bir net gözlemleyebiliyorum. Nişantaşında ben arabayı park ederken, Konstantine beni City’s alışveriş merkezinin önünde bekliyor. City’s valelerinden biri o arada yaklaşıp ‘nerelisin birader’ muhabbetine giriyor. Yunanistan’ı duyar duymaz, vale, bilmediği ingilizcesi ile nasıl yapıyorsa yapıyor Kokia’ya ‘’bitti oğlum, bitti Yunanistan, beş yıla kalmaz senin ülke kaput’’ demeyi beceriyor.

Diyebilirsiniz ki aman işte şanssızlık, ona da böylesi denk gelmiş. Yakın arkadaşlarımı Kokia ile tanıştırdığımda, ilk espri olarak ‘’ege adaları bizim haa’’ diye lafa girenler var. Babam bile, tanışmalarının beşinci dakikasında, havaalanından eve giderken arabada Kıbrıs’ın işgalini haklı çıkaracak bir liste sundu Kokia’ya.

Ya hu bunun sırası mı? Ne gerek var şimdi? Ege adaları arkadaşlarımın,  Kıbrıs sorunu babamın ne kadar umurunda? İki taraf arasında iyi bir ilişki kurulmasından daha mı önemli?

Sonra bir de ‘’damat daha hala türkçe konuşmuyor mu?’’ sorusu var. Ya hu size ne? Bana kimse Yunanistan’da ne zaman Rumca konuşacağımı sormuyor. Burada iki lafın biri, ‘’eh öğrensin ama artık’’. Sanki Kokia Türkçe öğrense, Türklere yarayacak. Bu şaka yollu olarak söylense de, şakanın kişisel bir yokluğa işaret etmesi can yakıyor, ne gerek var ki diye düşündürtüyor.

Yani neyin varsa o olmasın, neyin yoksa eh artık olsun o ama.
Bekarsan,  aaa evlen ama artık. Evliysen de çocuksuz isen –hele hele bir seçim olarak çocuksuz isen- eh hadi yapın artık bir tane. Yersiz yurtsuz gezgin isen, eh sen de yerleş artık bir yere. Yerine yurduna yerleşmiş ise çık, gez dolaş biraz, pinekleme. Hep verilecek bir zıt cevap var.

Üzülerek söylüyorum ki ben böyle bir zıtlaşma pratiğini Türkiye’den başka yerde görmedim. Mağdur kişi kompleksimizden mi, jeopolitik sebeplerden mi ne, tehtid altındayız sanki biz burada hep. Aman defans, aman o vurmadan ben bir tane indireyim. Şakalarımız bile zıtlık temelli. Vallahi dünyanın başka yerlerinde zıtlaşmadan da ilişki kuruyor insanlar. Gülümseyerek, nezaket ile, hoşgörü ile, nasıl cevap yetiştirsem de üste çıksam diye düşünmeden.

Bu zıtlaşma alışkanlığımız her geldiğimde vallahi tokat gibi yüzüme çarpıyor.



8 comments:

Çaglayan said...

Kaç yıl geçti NONVIOLENT COMMUNICATION kitabının Türkçesini yayımlayalı. Çok zor ve çok yavaş sattık.Alanlar da herhalde en az ihtiyacı olanlardı.
Aslında okullarda ders olsa keşke ŞİDDETSİZ İLETİŞİM. Bir dil çünkü, zaten kelimeler değil mi ruhun aynası?
Karşılanmamış ihtiyaçlara bağlar kitabın yazarı piskolog M Rosenberg bu senin zıtlaşma diye pek şahane bir uslupla anlattığın trajikomik durumu.

NAR said...

seni ve yazdıklarını çok seviyorum Defne xxx

Defne Suman said...

@Çağlayan:
Ben de bu yazıyı İnce Şiddet yazısının devamı olarak yayınlamayı düşündüm. Çünkü doğru, bütün zıtlaşmalar şiddet içeren iletişim anlamına geliyor. Tatmin edilmemiş ihtiyaç nedir işte ben de hep onu souyorum, ''ne gerek var şimdi buna''derken. Soruyorum, soracağım da hep!

@Nar
Ben de sizlerin okumasını ve yorum bırakmanızı çok seviyorum.

Baris said...

Hocam, yazını okurken tüylerim diken diken oldu gerçekten biz böyle yaşıyoruz işte bu cennet ülkede. Herkes, heryerde bir zıtlaşma halinde. Araba kullanırken de (araba kullanmayı bıraktım artık yoksa katil olacağım, boşa gidecek o kadar farkındalık, meditasyon, nefes, an'da olmak, yoga, herşey, hapislerde çürüyeceğim), alışverişte de, vapurda da, her yerde herşeyde. Başkaları hakkında sürekli fikir yürütmek ise zaten toplumca çok normal sayılan bir alışkanlık. Kimin, neyi, ne zaman yapması gerektiğini çok iyi biliyoruz biz, kendimizinkilerden daha fazla. Bana ne başkasının hayatından diyen yok. Her konuda fikrimiz var. Özellikle de yeterince bilgi sahibi olmadığımız konularda. Televizyonu açmamışsın henüz, aman sakın açmaya kalkma, gözlerine inanamazsın. Herşey kocaman bir şaka gibi. Galiba tek çare gülüp geçmek :)

Hoşgeldin. İyi ki geldin.
Sevgiyle
Barış

Defne Suman said...

@Barış
Evet hal budur. Ama bu demek değildir ki değişim imkansız. Kendi tavrımızı ve tepkilerimizi yeniden düzenlemek bizim elimizde ve bence kendi sorumluluğumuz. Zıtlaşmanın karşımızdakinden geldiği kadar bizim kendi tepkimizden de beslendiğini unutmamak gerek. Özellikle bu kültürde büyüyen bizler için zıt gitmek ve duygusal tepki vermek kendimizi rahat hissettiğimiz durumlar. Rahat kaçmadan sen değişirsen, ben değişirsem zıtlıklar en azından kendi hayatlarımızdan çıkacaktır.

Hoşbulduk! Yakında görüşmek üzere,
Defne

huru said...

cok super cok yerinde bir tespit tebrik ediyorum

Neslihan said...

ay hic sorma Defne, o kadar iyi anlatmissin ki..ne kadar buyuk avantaj ki senin baska pasaportun var..simdi dondum Istanbul'a, dusunuyorum kara kara nasil ola da bir kopru yaratabilsem Italya ile..

Giz said...

O kadar hissettim ki yazdıklarını..yabancı bir koca, Fransızlarla ilgili her türlü ileri geri yorum, hmm Türkçe'de pek bir ilerleme olmamış, doğur, aman yok doğurup napıcaksın, aslında et yememek şuna buna sebep oluyor demeçleri, niye 11de yatıyorsun, sabahın o saatinde kalkıp ne yapıyorsun, deli misin, niye canın içki içmek istemiyor ama çok içerdin sen, ne? fotoğraf kursu mu, bir de bu mu çıktı vs vs vs bitmek tükenmez bilmeyen haddini aşan yorumlar gerçekten bir tek burada var. belki o yüzden hep bir gitmek isteme ve neden döndüm halleri..

ne güzel yazmışsın Defne...

Sevgiler
çok soru soran Gizem :)