yoga arıyosanız:

www.defnesumanyoga.com

Monday, December 7, 2009

Arkası Yarın : YOLLAR ya da Çocukluğa dair bir Yoga Macerası


BÖLÜM 7
Yuvaya Dönüş


"Ben kimim?” sorusu en eski çağlardan beri dinlerin, inanç sistemlerinin ve felsefi akımların merkezinde durmuştur. Kainatın daimi dönüşümünü (tekamül) bilen insanoğlu asırlardır akışa ayak uyduran ama onunla sürüklenip yokolmayan bir özün (ruhun) varlığına inanmıştır. Yoga ilmi de bu özü keşfetmek için izlediğimiz yollardan biri. Ünlü Yoga ustası Godfrey Devereux, Yoga da dahil olmak üzere bütün ruhani çalışmaların bizi esas doğamızın hakikatine taşıyan yollar olduğunu söylüyor. Devereux’ye göre, esas doğamıza kavuşmak, ancak şartlanmaların ve hayallerin ürünü bir varsayımdan ibaret olan kimliğimizin ötesini görmemizle mümkün olabilir”

Natanga Zhander de (Shandor Remete) Yoga’yı benzer bir şekilde tanımlıyor: “Yoga aydınlanmaya giden yolu keşfetmeyi amaçlayan tinsel bir sistemdir. Nihai amaç özü (ruhu) öz olmayan her şeyden ayrıştırmaktır. Bu süreç hakikatı perdeleyen veya onu çarpıtan sabit hareket, duygu, düşünce kalıplarının terkedilmesi ile gerçekleşir”.

Yoga sadece çocukluk anılarını saklandıkları yerden çıkararak bizi çocukluğumuzla buluşturmuyor. Şartlanma kalıplarından sıyrılan insan özüne yaklaşırken önce çocukluğunda tanıdığı kendisiyle karşılaşıyor. “Esas sen hiç büyümemiş bir çocuktur aslında” diyor Don Miguel Ruiz. Sorumluluklar, roller ve şartlanmalardan üremiş kimliğimiz kolayca kazınıp gidecek bir katman aslında. Katmanların ardından gün yüzüne çıkan özümüzü biz aslında çok eskiden beri tanıyoruz. Belki bu nedenle Yogaya yeni başlayan öğrencilerin pek çoğu derslerden yuvaya dönüş hissi ile ayrıldıklarını dile getiriyorlar.

Geçenlerde bir yerde okudum. Zen Budistlerinin inancına göre gün gelip de varacağımız bir duraktan bakar dururmuşuz şimdiye. Kendi geleceğimizden bir ses konuşurmuş kulağımıza. Büyüklüğüme mektuplar yazardım çocukken. Mektuplar daha yeni yeni postadan çıkıyorlar. Ve ancak şimdi cevaplıyorum bana mektuplar yazan o çocuğu.

Ve bu arada, gelecekten bir diğer ben, serinkanlı ve espirili içime su serpiyor darda kaldığımda. Zamanın lineer tek bir çizgi değil de çok boyutlu bir döngü olduğuna inanmamak elde mi Yoga yolundayken?

Dostum ve meslektaşım Yoga hocası David Cornwell bir kaç cümle ile Yoga’yı çok güzel anlatmış. Diyor ki, “...Yoga kişinin gerçek doğasında bütünlük olduğunun farkına vardığı, çaba harcamadan bu farkındalığın içinde çözüldüğü bir durum. Yogi dünyayı korkusuzca kucaklar. Herkes bir olduğu için hiçbir şeyi kişisel almaz. Bütünlük kişinin yerine geçer. Geriye kalan, utanç, suçluluk ve pişmanlıktan arınmış bir hayattır. Zevk ve acı hâlâ an içinde varolabilir ama ızdırap yok olur”

Tatmin edici bir Yoga seansının sonunda içime yayılan hissi düz yazıda anlatmak zor. Şair olsaymışım keşke...Hayranlık... Varoluşa ve evrenin yüceliğine karşı duyduğum. Merak... Bilinmeze karşı içimi yakan. Keşif arzusu. Mükemmel düzende işleyen koca bir kâinatın vazgeçilmez bir parçası olduğumu bilmenin tatmini. Ve huzurlu bir aidiyet hissi...

Bir yerlerden hatırlıyorum ben bu hisleri ama...?

Dalgaların yalayıp geri çekildikleri o yarı ıslak, yarı kuru sert kumlara oturmuşum kıyıda. Kafamdan geçenlerin, içinde sallandığım boşluk anını elimden alacakları yaşta değilim daha. Mavi renge bayılıyorum. Denizin, göklerin ve kova–küreğimin mavisi kalbimin hızlı hızlı çarpmasına neden oluyor. Annem yaklaşıp önce beni koca bir havluya sarıyor, sonra kollarını bana sarıyor, ağzıma bir kremalı bisküvi atıyor. Bisküvinin tatlısı dudaklarımdaki deniz tuzu ile karışıyor, ben annemin kucağına karışıyorum. Huzurlu bir aidiyet... Mükemmel düzende işleyen koca bir kainatın bir parçası olduğumu bilmenin tatmini.

Öyle bir bilme hali ki, akılla anlamaktan, zihinle kavramaktan bambaşka... Mutasavvıfların diliyle söyleyecek olursak, gönül gözünden görmek! Ne bir eksik, ne bir fazla, tastamam. BİR.

Ayaklarımın altında çağlayan ırmakla,
geçerken selamladığı ağacın,
ağaçla dallarının arasına hüzün fısıldayan ney sesinin,
müziği öte diyarlara taşıyan rüzgârla,
onun üfürüp de titrettiği suyun,
yaşamı sana sunan su ile senin,
sevdiğim sen ile benim
hep BİR olduğumuzu
görür gönlümün gözü!
Bir, bütün, tastamam... yani Yoga!

BİTTİ


3 comments:

pilsung said...

Çok çok güzeldi her gün acaba Defne bu gün neler yazdı diye merakla açtım blogunu ve bilmediğim bir çok şey öğrendim yogaya dair ne kadar doğru bi yolda olduğumu fark ettim. Teşekkürler Aslı...

Deniz Bağan Özoğul said...

Defne'cim, birbirine sarılan cümleler arasından hızla akarken, bu müthiş yazı dizini, bilgiyi ustaca aktarışını ve bir yoga hocası olarak deneyimini okumaktan çok keyif aldım ve öğrendim, hissettim.. goncanın tam ortasına adım adım indirerek paylaştın yine kutsal çanağında birikenleri.. senden okumayı, öğrenmeyi, ilham almayı seviyorum. gönlünü, varlığını, seni seviyorum
~ Deniz

aysekaya said...

merakla bekliyorum yeni yazilarini, kitaplarini.